HAC VE UMRE İLGİLİ SORULAR

     Hac ayları, Hicrî takvime göre Şevvâl ve Zilkade aylarının tamamı ile Zilhicce ayının ilk 10 gününü kapsar. İhrama bu dönemde girilmesi gerektiği için bu aylara “hac ayları” denir. Hac aylarının belirlenmesinin sebebi, hac ibadetinin iki temel rüknünden biri olan ve sadece Zilhicce’nin 9. günü öğle vakti ile 10. günü fecr-i sâdık arasında yapılan Arafat vakfesinin bu süre zarfında gerçekleştirilmesidir.

     Hac ibadetinde, ziyaret tavafı ise kurban bayramı günlerinde yapılır. Ancak, tavaf bu günlerde yapılmazsa, belirli bir ceza ödenmek şartıyla daha sonra yapılabilir ve bu durum haccın geçersiz olmasına yol açmaz. Bu nedenle hac aylarının anlamı, sadece hac menâsikinin bu dönemde yapılmasıyla ilgili olmayıp, aslında hac için ihrama girilebilecek özel bir dönemi işaret eder.

     Hac, İslâm’ın beş temel ibadetinden biri olup, hem bedenî hem de malî yönü bulunan bir ibadettir. Hac, sağlıklı, hür, akıl sağlığı yerinde ve ergenlik çağını geçmiş olan Müslümanlara farzdır. Ayrıca, hac edebilmek için yeterli maddî imkâna sahip olmak, yol güvenliği ve sağlık açısından herhangi bir engel bulunmamak gerekmektedir. Bu şartları taşıyan bir Müslüman, imkân bulduğu takdirde, haccı geciktirmeden yerine getirmelidir (Kâsânî, Bedâi‘, 2/120; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 3/354 [14868]; Merğinânî, el-Hidâye, 1/132; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/453-454).

     Hayatında bir kez hac ibadetini yerine getiren bir Müslüman, bir daha haccetmek zorunda değildir (Müslim, Hac, 412 [1337]); ancak nâfile hac yapma imkânı vardır (Ebû Dâvûd, Menâsik, 1 [1721]; İbn Mâce, Menâsik, 2 [2886]). Günümüzdeki kota sınırlamaları nedeniyle, müracaat edip de kurada ismi çıkmayan ve bu yüzden hacca gidemeyen kişiler, hacca gitme imkânı bulamadıkları için borçlu olarak sayılmazlar.

     Hac farzı, kişinin sağlıklı olması, tutukluluk veya yurt dışına çıkma yasağı gibi bir engelinin bulunmaması ve yol güvenliğinin sağlanması gibi şartlara bağlıdır. Hacca gitmek için sağlık durumu elverişsiz olanlar, yaşlılar veya hac yolculuğuna katlanamayacak durumda olanlar, haccı bizzat yerine getirmekle yükümlü değillerdir. Bu durumda olanlar, hac şartları oluştuğunda bizzat hac edebilirler, ancak oluşmazsa, yerlerine bir başkasını vekil olarak göndererek hac yaptırabilirler (Merğinânî, el-Hidâye, 2/482). Ayrıca, kurada ismi çıkmayan veya yurt dışına çıkma engeli bulunan kişiler için de bu durum bir mazeret kabul edilir.

     Haccın farz olabilmesi için, kişinin hac günlerinde bu ibadeti yerine getirebileceği yerlerde bulunma imkânına sahip olması gerekir (Kâsânî, Bedâi‘, 2/120). Bu iki şarttan biri eksik olursa, kişiye hac farz olmaz. Yani, haccın rükünlerini yerine getirme imkânı bulunmayan bir kimseye, hac ibadetini yerine getirmek farz olmaz.

     Eğer bir kişi, hac ibadetinin yapılacağı günlerde değil de başka bir zaman diliminde Mekke’de bulunuyorsa ve hac günleri başlamadan oradan ayrılmak zorunda kalırsa, hac vaktinde tekrar Mekke’ye gitme imkânı bulamazsa, sadece Mekke’de bulunmuş olmasından dolayı kendisine hac farz olmaz (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/583-584).

     Ancak, Kâbe’yi gören veya umre yapan bir kimse, eğer hac günlerine kadar orada kalma imkânına ve fırsatına sahipse, Mekke’de kalarak haccını yerine getirir.

     Haccın farz olabilmesi için bir kişinin zekât verecek kadar malî duruma sahip olması gerekmez. Borçları ve ailesinin geçim giderleri dışında, hacca gidip gelmek için gerekli olan tüm masrafları karşılayacak kadar parası, malı ve imkânı bulunan bir kimse, haccın farz olması için gerekli diğer şartları da taşıyorsa, ona hac farz olur (Kâsânî, Bedâi‘, 2/120, 122).

     Bir sahâbînin, “Hac yapmayı farz kılan şey nedir?” sorusuna Hz. Peygamber (s.a.s.), “Azık ve binit.” cevabını vermiştir (Tirmizî, Hac, 4 [813]; İbn Mâce, Menâsik, 6 [2896]). Bu, bir kişinin haccı eda edebilmesi için, sadece temel ihtiyaçları (yemek, içmek, barınmak) ve yol giderlerini karşılayacak kadar paraya sahip olması gerektiğini gösterir. Ayrıca, hacca gitmeye yetecek kadar malî güce sahip olmak, nisap miktarı mala sahip olmayı gerektirmez.

     Kendisine hac farz olan bir kişi, çocuklarını bırakacak güvenli bir yer bulamaması durumunda, bu imkânı elde edene kadar hacca gitmekle yükümlü değildir. Ancak bu kişi, uygun bir fırsat bulduğunda, hac görevini gecikmeden yerine getirmelidir.

     Sağlık ve maddî imkânlar bakımından hacca gitmeye uygun, hür, akıl sağlığı yerinde ve buluğ çağını geçmiş Müslümanların ömürlerinde bir defa hacca gitmeleri farzdır (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/139). Bu şartları taşıyan kişi, imkân bulduğu takdirde, haccı geciktirmeden yerine getirmekle yükümlüdür. Dolayısıyla, evlenme çağında olup bekâr çocuğu bulunan bir kişi de bu şartları sağlıyorsa, hacca gitmesi farzdır. Hacca gitmeyip bu parayı çocuğunu evlendirmek için kullanmak, hac yükümlülüğünden kurtulmasına neden olmaz.

     Bir Müslümanın hac ibadetiyle yükümlü olabilmesi için sağlık, maddî imkân, özgürlük, akıl sağlığı ve buluğ çağını geçmiş olması gerekmektedir (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/140). Bu şartları taşımayan ve maddî olarak hacca gitme imkânı bulunmayan kişilerin borçlanarak hacca gitmeleri gerekmez. Ancak, borçlanarak hacca gitmeleri hâlinde hac ibadeti geçerli olur ve kendilerinden hac sorumluluğu düşer.

     Diğer yandan, haccın farz olabilmesi için gerekli şartları taşıyan ve hac mevsiminde hazır parası bulunmayan, fakat borç alarak bunu daha sonra ödeme imkânına sahip olan kişilerin, bu farzı yerine getirebilmek için borç alarak hacca gitmeleri uygun olur.

     İfrad haccı, aynı yılın hac mevsimi içinde, umre yapılmaksızın sadece hac ibadetinin yerine getirilmesidir. İfrad haccı yapmak isteyen kişi, hac mevsimi içinde, Mekke’de ikamet ediyorsa bulunduğu yerden, mîkât dışından geliyorsa mîkâtta yalnızca hacca niyet ederek ihrama girer. Mekke’ye varınca kudüm tavafını yapar, ihramdan çıkmaz. Ardından Arafat ve Müzdelife vakfelerini gerçekleştirir, bayram günü Akabe cemresine taş atar, tıraş olup ihramdan çıkar. Sonrasında ziyaret tavafını ve sa’yi yapar, cemrelere taş atmaya devam eder. İfrad haccı yapan kişinin kurban kesmesi gerekmez (Zeylaʿî, Tebyînu’l-Hakâîk, 2/3).

     Temettu haccı, aynı yılın hac mevsiminde önce umre yapıp, ihramdan çıktıktan sonra tekrar hac için ihrama girilerek yapılan hac türüdür. Temettu haccı yapmak isteyen kişi, mîkâtta veya daha önce umreye niyet ederek ihrama girer, Mekke’ye varınca umreyi tamamlar. Ardından tıraş olup ihramdan çıkar, böylece umresi sona ermiş olur. Arefe gününden önce hac için tekrar ihrama girer, haccını tamamladıktan sonra ihramdan çıkar. Temettu haccı yapan kişinin, şükür kurbanı kesmesi vaciptir (Merğinânî, el-Hidâye, 1/153).

WhatsApp